bir çocuğun gözünden
başlayan bir hikaye bu aslında..

bakalım siz de çıkabilecek misiniz işin içinden ,..
hafifçe araladım geçmişin kapattığım kapısını ..
gözucu ile bakış atıverdim …
çocukluğuma,

çocukluk kahramanlarının
büyüklük kahramanı olduğunu farkına vardığınızda
onların başka zamana
başka evrene
başka …
gittiklerini farketme denklemi çözülmüş oluyor

bazı insanları geç tanırsınız
bu yüzden,
sonradan düşüverir ateşi içinize …
tanımamanın verdiği utançla
ki
tanıdığınızı sanmanızın ağırlığı ile
ezil ezilebildiğiniz kadar hafifliğine
kaldığınız durumun

neyse ..

anlarsınız adam kelimesinin karşılığını,
günümüzde sıfatların bu kadar ucuz olduğuna bakarak.

kaldı ki anlatacaklarım, adamlığını erkekliklerinden almamakta

gelelim hikayemize
sene bindokuzyüzotuzlar sanırım..
ya da sanmam çok önemli de değil..
tarih kısmı tamamen ayrıntı
bizden önce
ama oğlumla aynı yaşlarda bir zaman dilimi..

yer küçük bir ege kasabası
cami karşısı evin içinde ,
küçük çocukları ile bir başına kalmış
boşnak anası
zaten burada başlıyor kahramanlık hikayesi..

koordinatları , tarih dilimi , ile çok da kahraman çıkmayan dünyamıza
daha süperman bile inmemiş

sanırım süperman da onları bekler durumda..
çizilmeyi bekliyor
hemen hemen aynı zamanda çıkacaklar karşımıza

çaresizlik çok şey yaptırır ya adama
kahraman olmaları böyle gerçekleşiverdi bakınca büyüteç altında
detayını bilen yok
gerçi detaya da gerek yok

yaşları bir elin parmağını tamamlamaya az kalmışken
çocuk akılları ile düşüvermişlerdi yollara
ya da …

elleri benim oğlumdan küçük belli ki
yürekleri ise benden büyük
yok yanlış anlamayın benim yüreğimden değil
bildiğiniz benden büyük

belki cesaretleri babalarının gidişinden gelmekte
belki analarına yük olmamaktan
bilemediniz destek olma çabasından da gelebilir
ama bildiğin küçücük elleri ile hayata yumruk vurmaya …

düşmüşler yollara iki kaderdaşdan türeme kardeş
ardına bıraktıkları dimdik kadına bakarak..

bildiklerimizden değildi iki kardeş
sanırım kahraman olacaklarını biliyorlardı
yoksa nasıl 1900 lerin başlarında kalkıp
koca şehirin taşının toprağının altınının içine cesaret edebilirlerdi

bakarım çocuk denilen yaşlarından kalan anılarına
sanırım kameraları yoktu
yoksa kesin çekerlerdi ,

kavga ettiğimiz gibi
bisikletleri için
ya da cam bilye peşinde koştukları pozları olurdu
oysa
kırsaçlının çocuk elleri ile çektirdiklerinin hepsinin bir pazar tezgahında
sepet taşırken olması
şımarıklık yapmamın hep önüne geçmişti
kendi çocukluğum boyunca..

yürek büyütmenin emek istediğini öğrenmeye başladığımda
ilk dayağımı yemiştim .
en fazla onun cesaretle göç ettiği yaşlarda idim
haksızlıktı mevzu tabi..

gelmemişti işte sudan sıradaki gelmesi gereken eşşek,…
yoksa yemezdim o kadar .
bir damla yaşsız gözlerimle bekliyordum onu ..

evde annem kızmakta iken geliverdi,
kır saçlı kahramanım
sığınacağım kucağında ,kızmaların devam sahnesinde sanıyordum ki kendimi
yüzümü severek dinledi hikayenin özünü

haksızlıkta başkaldırdığım fiziki gücün çok büyük olmasına bakarak
kırıverdi kalemimi annemim yüzüne .
sen bu çocuğun yüreğinin kocamanlığına bakar mısın dedi..
bakar mısın Keriman…
haksızlığın sonunda sudan eşşeğin gelememe ihtimalini göze almış
demişti
gurur duymuştu benimle ..
ben hiç korkmamayı ilk işte o zaman öğrenmiştim.
şimdi yediğim dayaklarda
fiziki olmasa da acıttıkça canımı ,bakarım gözucumla
görüyor biliyorum
sen bakar mısın Keriman
bakar mısın bana

eşşekleri bağlamışlar gelmiyor
çözsün artık biri ..

neyse tekrar..

sonralarında zamanların
yarısından fazlası (bahriyeli ) ile delikanlılık konuşmalarımda
eğer birgün birşey olursa altından kalkamayacağın kadar büyük
beni ara demişti
..
bildiğiniz bu açık çeki kim kime verirdi ki

vermişti işte bana
ara beni …
ben seni alıveririm bulunduğun durumun içinden
hiç korkma demişti ..
ve
ben bunun hep gerçekliği ile yaşadım
bu yüzden gözüm karadır benim
zorun içinde kalmaktan hiç korkmam..
gelip alırım diye sözü var bana ne de olsa..
ne de olsa Bahriyeli idi ..sözünü yemezdi ..

sizi bilmem.
yoksa sözü size eğer
çok cesur olmayın derim
….
bakar mısınız siz yüreğe
sadece kan pompalamıyor bizlerinki gibi

neyse bahriyeli..

sinemada seyrettiğim süper kahramanlardan hep daha sahici gelirlerdi
uçamazlardı
bükemezlerdi
koşamazlardı
ama
kahramanlardı işte anlatılamayan sebeplerden

kolay mıydı sorusunun cevabını kırklara gelince anlıyorsun.

asıl kahramanlık adam gibi kalabilmekteymiş
hele onların benim gibi sıkıştıklarında bakacak bir babaları olmamışken
..kalmışlar ise
bu kadar sıfatsızlığa
dimdik
bozulmadan

geçemedi işte
babadan oğula geçen kahramanlık öyküleri gibi
ben bildiğiniz ölümlü
onlar benim ölümsüzlerim oldu

bir neyse daha ..

kopya kağıdı tadında çekerdim
çizgilerini her ikisinin de

bahriyeliden
içeceksen ağzına içmek ,deyimini kazımıştım
içip içip ,
bu kadar geri dönülmez sahnelerde oynayanlara inat..

öğrendim sohbete doğru katık etmeyi içtiğimi.

oturduğun sofrayı aynı şekilde terketmenin esas adab olduğunu..
görerek öğrenirdi insan ..

bahriyeliden öğrendim bende
delikanlı başlangıç yıllarında ..

bahriyeli , sevmenin içinde çekip almak gerektiğini ,
dünyanın diğer yarısında kalan kalbi alıp gelebileceğini söylerdi
kır saçlı, zamanı geldiğinde kendiliğinden olacağını …

beklemeyi de
çekip almayıda öğrendim ben
artık sadece sevmek kalmıştı bana …

neyselerden neyse
sevmelere dair anlatacaklarıma
daha bir kaç durak var

ama
zamanların en güzeli bayram sabahları bahriyeli oynamaları idi.
iki adam bir de anaları…

böyle kutlanırdı bayram dediğin
orta yerinde evin
dizleri yere vurar vura
çoşku ile

dedim ya bizden kahraman olmaz

biri kır saçları ile baba olmazsa olmazlarını çizerken
diğeri çağının ötesinde döğmeleri ile başka diyarlardan gelmiş dururdu

ciddiyet kır saçlıya ne kadar yakışırsa
bahriyeliye o kadar neşe yakışırdı

bahriyeli…
baba yarısından fazlasını..
gelin benden dinleyin çocukluğumdan..
bir adam düşünün
içinde bir kabadayı saklasın
kimselerin kafa tutamayacağı..

bileğini kimsenin bükemeyeceğini anlarsınız bakınca

ama

bu adam yoldaki çocuğa bile selam verecek kadar sevgi dolu olsun
olur mu
olur tabi
bahriyeli derler
orhan baba derler
baba yarısı derler
hatta kesmez sokağa ismini verirler selam verebilmek için geçip giderken önünden

bir adam düşünün
yaptığı
seçtiği
içtiği
yediği
sevdiği yakışsın

sen aynı şeyi yerken , yaparken
gözün yaptığında yediğinde kalıverir olsun

olur işte

gelin zorlayalım…

bir adam daha düşünün
hep puslu bir düşünce bulutunun içinde gezinsin
karmaşık problemleri çözer edası ile
bence onun beyni ile bulunmuştu zaten bilgisayar denen mekanizma

siz satrancınızda iki hamle derken
kendi sizi 40lar yaşındaki satrancınıza hazırlık yaptırır..

ciddiyet klasik bir takım elbise gibidir
herkes taşıyamaz
muhakkak bir yerleri sarkarken
kır saçlıda bu kadar mı şık dersin
kıskanırsın içinden içine
sendeki ciddiyet sadece somurtma kalır
utanırsın
sonrasında şımarırsın

şımardığım günlerden bir gün
hala küçüğüm .
spora gidiverecektik hatırlarım
yaş onlu yaşların başı
daha fazlası yok
eskrim gideceğim sporun ismi
eskişehir şehir
senelerden yetmişler
ben söyleyemediğim spora başlamıştım
bugünün metropollerinde gidemezsin hala
ben gittim

nedenini anlatırdı kucağında bana tüm sakinliği ile
denge sporuymuş
muşlar ve mışlar anlatırdı

oysa ben göremediğim uzaklığı gösterildiğini bu yaşlarda farkediyordum

gören adam
o zaman neredeydi vizyon kelimesi ki
ben sana yakıştırayım

kalan bana bu idi
sözlük karşılığı idin
artık vizyonel adam denilince gelen birkaçdan biri idin babam dın

neyselerden sonları

sonralardan birgün
hayatın içinde kaybolduğum bir zaman diliminde
bambaşka bir ülkeden ilk aldığım hediye
saç kesme makinası idi kırsaçlıya
ne sevinecek diye düşünmüştüm..

çocukluğundan beri saçı kesilirken para vermeyi sevmezdi ne de olsa
bu sebep ile orduevinde kestirirdi saçlarını.

dönmüştüm yanına
sıcacık ellerine
açıverdim bavulu
ne aldın bana demişti
kendime aldığım parfümü , saati başka birsürü şeyleri vermiştim.

verememiştim saç kesme makinasını
kemoterapi denilen kötü berberin ellerine
ben bu karışık düşmanlığın içinde
buharlaşıp yok olurken..

bahriyelinin vedaya geldiğinde çözdüm..

erkekler kadınlar gibi
saçları ile oynamazlardı ayrılınca
kesiverirler
dibinden
bahriyeli gibi
şaşırmıştım yanıma geldiğinde vedaya kazınmış saçlarına
anlam verememiştim
gidenin ardından kazıtınca anladım

gittiğinde benim gibi.

gidenin yanında gidemeyen
kalınca kaldığı yerde duramayan gibi

işte yarım kalmak
işte kalamamak
işte gidememek
işte …

oysa o gün anlamamıştım
içine ağlamak ne demektir.

o gündür
bu gündür
kesmek istemem
kalsın ..

hep dilimdedir
üstü kalsın
bahşişi olsun yaşananların
kesilen saçlarım.

böylesi kahramanlardı
ve herkesler
dua eder gidenlere
ben şiir yazarım
şiirin kendisi onlarken
ben yazdığım için güzel olurum

varsın kız halaya benzesin
ama artık erkek çocukları amcaya benzesin
vazgeçtim ,kız çocukları da amcaya benzesin
benzesin hepsi..

neyselerin sondan bir öncesi

sonralarda rüyamda gelen kadınları anlamamıştım
tapucudan dı çocuklarımız diyen çingene leri
bağırıyorlardı
rüya dediğin bir gecelik olurdu
söyleyemiyordum bu sırrı
kalıyordu içimde
her gece
sonraları geceler
bahriyelinin diğer çocukları
benimle beraber her gece

o zaman tanımadığımı anladığım
anlardandı
çapkındı
bilirdim
bize bu kadar güzeli öğreten adam ..
ve ben tanımıyordum ..
okuyun jeneriğe kadar..
sizde erken kalkmayın ..
benim gibi

sonra uyanmamaya yattım yarısında
ter içinde
bekledim jeneriğini rüyanın
diyordu her biri ayrı ayrı kadınların
babaları bahriyeli fizyolojik olmasa da..
hepsinin genetik babalarından daha fazla emeği var
söyle ona ..
söyle bahriyeliye
söyle bilsin ..
bu çocuklar soğukta ayaklarında
sıcak yataklarında
tok karınları da
bahriyelinin di
çocuklar soyadında değilse de
kalp adlarında babalarını bulmuşlardı
ve etrafa bir sürü çocuğu vardı bahriyelinin

bu yüzden dir çocuklar
amcaya benzemeli

ben ölmezler sanarak büyüyordum
keşke büyümeseydim
demiyorum
iyi ki büyümüşüm
güzel yazmışsın demişti bunu okumasada
bilse kendine de yazacağımı ne yapar eder kalırdı
ya da bunu söylemek
duymak iyi geliyor

kahramandı onlar
bir çocuğun gözünden
kulağımda on yaşlarda oğlumun kahraman babama karşılık
kırklar yaşında çocuğa dedirtecek kadar kahramanlardı

bizler bölüne bölüne az ordan az burdan alınan puzzle lar gibi
yanlarında
bildiğiniz basit collage dık biz
şaş bak oyunları gibi
gözleri şaşı yapınca onlların izdüşümleri görünüyordu
bizde

olsundu bana bu bile yeter
bana onlarla geçirdiğim zamanlar da yeter
geçiremeyenlere
geçirdiği halde farkedemeyenlere inat

ben duyarım oradan
bakar mısın Keriman
yazmış bize diye

benimki kara kalem oynatmaca aslında
bir gölge oyunu belki de
şiirlerim sizin üstünüze olsun
siz
bahriyeli oynayın orada

bizler sizin şerefinize içelim

bir çocuğun anıları bunlar
çok da ciddiye almayın bence
yaşananlardan tortu kalan
bana bir daha bakar mısın Keriman
sende kalan bakışları ile ..